Lakerda ve Sinop

KARADENİZ

Sinop’un salamura balık ticareti konusundaki önemine değinmeden önce belki de Karadeniz’in balık ve balıkçılık açısından önemini vurgulamak yerinde olacaktır. Karadeniz, Türkiye’yi sınırlayan diğer denizlere göre tuz oranı düşük bir denizdir. Diğer denizlerde tuz oranı %4 oranında iken Karadeniz’de bu oran %2’dir. Karadeniz’in tuz oranının bu kadar düşük olmasının nedeni nehirlerin bu denize boşaltıkları büyük miktardaki tatlı sudur. Tek başına Karadeniz’e dökülen tatlı su oranı Avrupa’nın tüm sularının sağladıkları hacmin üçte birine denktir. Karadeniz’in birçok büyük nehir tarafından beslenmesi sonucu Marmara’dan 40 cm yüksek olması, İstanbul Boğazı’nın dar olması ve bahar ve yaz aylarında rüzgarın kuzeyden esmesi nedeniyle, Karadeniz’den Marmara’ya doğru kuvvetli bir yüzey akıntısı oluşur. Bu yüzey akıntısı, ortalama 4-5 deniz mili hızla, en dar yerinde 6-7 deniz mili hızla akmaktadır. Bu akıntıların yanında, Karadeniz ve Marmara Denizi arasındaki tuz yoğunluğunun farkından dolayı İstanbul Boğazı’nın 40 m derinliğinde, Marmaradan Karadenize akan ve ‘kanal’ olarak adlandırılan bir alt akıntı vardır. Aynı zamanda Karadeniz suları diğer deniz sularından daha serindir. Akdeniz akıntılarının çok zayıf etkisi, Karadeniz’in Marmara’ya boşaltığı soğuk su hacmi, Akdeniz’in karşı akıntılarından kendisinin aldığı sudan çok daha fazla olduğundan Akdeniz sularının ısıtıcı etkisi Karadeniz’de pek görülmez. Bu iki faktör Karadeniz’de balıkların büyük bir kolaylıkla çoğalmalarına zemin hazırlar ve balığını diğer denizlerin balıklarından daha lezzetli yapar. Antik yazarlardan Strabon’un yazdığına göre bu denizlerde yapılan palamut avı doğanın sağladığı bir avantajdır. Antik çağ yazarlarına göre Karadeniz’in bol deniz ürünleri, içlerinde Sinop’un da yer aldığı birçok sahil kenti için bir zenginlik kaynağıydı.

sinop

KARADENİZ'DE BALIKÇILIK VE TUZLU BALIK TİCARETİ

Karadeniz’de yapılan balıkçılık her zaman yörenin ana geçim kaynağı olmuştur. Karadeniz’in yanı sıra bu denize dökülen ırmaklarda da bol miktarda bulunması nedeniyle balık, bölge ihracatında da ilk sıralarda yer almıştır. Antikçağ’da, bugün de olduğu gibi baharın gelmesi ile birlikte havalar soğuyana kadar burayı terk etmezlerdi. Bu durum antik kaynaklarda şu şekilde açıklanmaktadır:

Bahar geldiğinde balıklar yumurta ile dolarlar, bunlardan bazıları yumurtlamak için bulundukları yerde kalırken, bazıları da biraraya gelerek Karadeniz’e uzanan yolu takip ederler. Karadeniz’e ulaşan bu balıklar burada yumurtlarlar. Çünkü Karadeniz tüm denizlerin en tatlısıdır, pek çok ırmağın bereketli suları buraya boşalır; yumuşak ve kumluk koyları vardır; bu koylar yiyecek açısından zengindir, dalgasız kıyılar, mağaralar, kumlu yarıklar ve gölgeli burunlar bulunur ve bunların tümü balıkların en çok sevdiği şeylerdir; fakat burada ne vahşi deniz canavarları yaşar ne de yüzgeçli ırkın herhangi bir öldürücü baş belası, ne de daha küçük balıkları avlayan bir tür, ıstakoz, yengeç gibi kancalı yaratıklar yoktur; burada yunuslar vardır elbet fakat tehlike oluşturacak sayıda değillerdir. Bu yüzden balıklar buraya gelmek için acele ederler…

Diğer yandan, Antikçağ’da Karadeniz balıkçılığında ekonomik değeri en yüksek olan balık türlerinin, ton, palamut, uskumru ve mersin balığı olduğu, antik çağda isimlerinin sıkça geçmesinden anlaşılmaktadır. İlkbahar aylarından itibaren yem sürülerinin peşine takılarak beslenmek üzere Karadeniz’e çıkan (anavaşya) ve sonbahar geldiğinde ise kışlamak üzere Marmara ve Akdeniz’e dönen (katavaşya) palamut ve ton balıkları bölge ekonomisinde ilk sıralarda yer almıştır. Aristoteles’e göre, palamut ve ton balıkları yalnızca Pontos’ta üremekteydi. Yumurtadan çıktıktan sonra birkaç gün içinde büyüyen yavru balıklar skordylai olarak adlandırılmaktaydı. Sonbahar geldiğinde Karadeniz’i terk eden bu yavru balıklar gelecek bahar tekrar Karadeniz’e döndüklerinde bu kez pelamys olarak adlandırılıyordu. Karadeniz’de doğan balıklar diğer bölgelerdeki balıklara kıyasla daha çabuk büyümekteydi. Öyle ki Karadeniz’deki palamut balığının günden güne büyüdüğünü izlemek bile mümkündü. Galenos en iyi taze balıkların Karadeniz’den çıkanlar olduğu ve buradan elde edilen tuzlama balıkların ise Sardinya’da üretilenlerden sonra ikinci sırada yer aldığını belirtmiştir.

Büyük olasılıkla Karadeniz’den sağlanan ilk ticari nesne balıktı ve tuzlanmış ya da sos halinde işlenmiş olarak ihraç ediliyordu. Karadeniz’e gelen ilk Yunan kolonistlerin yerleşmek için tercih ettikleri yerler arasında Apollonia, Sinope ve Berezan gibi balıkçılık için ideal olan yerler gelmekteydi. Balıkların Karadeniz’den Marmara Denizi’ne doğru sürüler halinde

Kaynak: Bursa Pınar, Antikçağ’da Anadolu’da Balık ve Balıkçılık, Türk Eskaçağ Bilimler Enstitüsü Yayınları.

LAKERDA VE SİNOP

Sinop antik dönemden beri coğrafi yapısının balıkların üremesine salamura balık ticareti konusunda önemli bir merkez olmuştur. Strabon önemli eseri Antik Anadolu Coğrafyası kitabında Sinop’tan şöyle bahseder:

…sonra, Sinope’ye gelinir. Burası Armene’den elli stadia uzaklığındadır; dünyanın o kısmındaki kentlerin en önemlisidir… Sinope, hem doğa hem de insanlar tarafından çok güzel bir şekilde süslenmiştir. Çünkü bir yarımadanın boynu üzerinde kurulmuştur. Berzahın her iki tarafında da iç ve dış limanları ve olağanüstü iyi palamut dalyanları bulunur. Ben bunlardan daha önce de söz etmiş ve Sinopelilerin balıkçılıkta ikinci, Byzantionluların da üçüncü olduklarını söylemiştim.

Gerek Strabon gerekse diğer kaynaklara baktığımızda palamutun şehrin en önemli balığı olduğunu görürüz. Balık sürüleri yumurtlamak için sahilin kuzey ve güneyine doğru yayılıyorlardı. Palamutların salamurası yapılır ve Yunanistan’a sevk edilirdi. Balıkların fiyatı Yunanistan’dan Roma’ya çok fazla artıyordu. Ufak bir kavanoz Sinop salamurası 400 drahmiye satılıyordu. Ayrıca uskumru, kalkan, barbunya, yunus gibi birçok balık tutulur ve sevk edilirdi. Yunus ise yemek için değil, en ziyade yağı ve ciğerinin tıbbi kıymeti için tutulurdu. Sinop’un salamura balık konusundaki bu ticari öncülüğü mübadele ile birlikte zayıflamıştır.

MUMYAKMAZ NİKOLA'NIN BALIK TUZLAMA TESİSİ / SİNOP DENİZ SİNEMASI

Cumhuriyet öncesinde Sinop’un en büyük balık tuzlama tesisi Mumyakmaz Nikola tarafından işletilmekteydi. Osmanlı’nın son dönemlerine gelen bu tesiste Kırımizade İsmail Hakkı Bey’in dalyanlarındaki balıklar Ermeni ve Rum hanımlarca salamura edilerek değişik boylarda meşe fıçılara istiflenir ve gemilerle Kırım’a, hatta antik dönemde olduğu gibi İtalya ve onun üzerinden Fransa’ya ve de Tuna ve Volga ile içerilere kadar dışsatımı yapılırdı. Bugün restore edilmiş olan Mumyakmaz Nikola’nın balık tuzlama tesisi Deniz Sineması ve Kafe olarak hizmet vermektedir.

NÜFUS DEĞİŞİMİ VE SALAMURA BALIK TİCARETİNE ETKİSİ

Kayıtlara göre Sinop’tan son salamura balık dışsatımı Kosova Vapuru’yla Eylül 1922’de yapılan yüz fıçı palamuttur. Nüfus mübadelesi Sinop’un esnaf ve usta profilini de değiştirir. Rumların elinde olan kayıklar ve balık tutma işi onların gitmesiyle bir darbe alır. Kayık ve ağları göç eden Rumlardan alan Türkler bu balık tutma melekesini yeni öğrenmeye başlarlar.

SİNOP'TA SALAMURA BALIK İÇİN FIÇI İMALATI

Sinop’ta salamura edilen balıkların fıçılarını yapan son zanaatkar varoş mahallesinden Koçina Oğullarından Yorgo oğlu Vasil Usta bu mesleği Türklere öğretmek için özveriyle uğraşmış, hatta Sinop Cezaevi’nde mahkumlara dahi kurs açmış, 43 parça alet edevatını da buraya bağışlamıştır.

AZİZ FOKAS (SİNOPLU FOKAS ya da BAHÇEVAN FOKAS)

Onun adı Karadenizli ve Baltık Denizindeki balıkçılar arasında bir mühr olmuş, efsanelere köken olmuştur. Kabaderman (klabautermann) adı ile bilinen bir balıkçı adetinde tutulan avın bir kısmı Aziz Fokas’ın payına denilerek bir kaba toplanır, onun adına satılarak toplanan para derman olabilmesi için fakirlere verilirdi. Büyük olasılıkla aslında Hristiyanlık öncesi mitolojik kahramanlara dayanan efsanevi bir tanrısallıkla harmanlanan bu Hristiyan pek çok kilise tarafından balıkçıların ve bahçevanların azizi olarak kabul görmüştür.

Shopping Cart
Scroll to Top